Skip to the daf
טוען את הדף…
Skip to the text

המאמר השני, הכלל הראשון 1

Ohr Hashem · Second Treatise, First Principle, Chapter 1

‹›
  1. 1

    הפרק א' בבאור הפנה הזאת כפי אשר תגזרהו התורה:

    Birinci bölüm: Bu temel ilkenin, Tora’nın gerektirdiği biçimde açıklanması:

  2. 2

    מבואר הוא כמו שקדם שנותן התורה והמסדר אותה יתברך מחייב בהכרח שיהיה יודע מה שצוה וסדר ואמנם באופן ידיעתינו נתחלפו המפרשים חלוף רב והמחוייב לפי שרשי התורה במה שנשים ממנה הוא ג׳ ענינים הא׳ שידיעתו מקפת במה שאין תכלית לו הב' ידיעתו במה שלא נמצא הג' ידיעתו ית׳ בחלקי האפשר מבלתי שישתנה טבע האיפשר. ואמנם איך יתבאר חיוב זה לפי שרשי תורתינו הנה בפי מה שאומר אם הראשון למה שהוא מבואר ממנה היותו ית׳ משיג הפרטים. וזה אם בספורים שבאו בה ואם במצות הפרטית ואם בייעודים ואם מפאת הקבלה כמו שבאו בה הרבה כתובים על זה אמר כי כל לבכות דורש י"י וכל יצר מחשבות מבין. והנה במזמור ה׳ הקרתני ותדע הפליג בפרטי ידיעתו וכל המזמור מיוסד על זה ר״ל היותו יודע ומשיג הפרטים באמרו אתה ידעת שבתי וקומי בנת לרעי מרחוק. ארחי ורבעי זרית וכל דרכי הסכנת. ויתר הכתובים הנמשכים במזמור ההוא מורים השגתו תכלית דקדוק הפרטים. ואחר שהתבאר זה והוא מבואר מהפרטים היותם בב״ת חויב בהכרח היות ידיעתו ית' מקפת במה שאין תכלית לו והוא הראשון. ואולם הב׳ והוא ידיעתו יתברך במה שלא נמצא הוא מבואר ממה שבא בתורה ובנביאים מהייעודים במה שלא נמצא אז. ועם היות באו בתורה קצת פסוקים יורו על חדוש ידיעה כאומר ארדה נא ואראה הכצעקתה הבאה אלי עשו כלה ואם לא אדעה. הנה כבר בארו ז״ל בכיוצא בזה דברה תורה כלשון בני אדם וכ״ש במה שהיה נמצא כבר שלא יתכן שהיה נעלם ממנו ונתחדשה ידיעה לו אחר כן אלא שזה היה במראה הנבואה ונשתמש כלשון בני אדם ואמנם אמרו כי עתה ידעתי כי ירא אלהים אתה שהיה בהקיץ במעשה העקידה כמו שבא בקבלה האמתית הנה הוא כפשוטו כפי מה שיראה לי והוא מיוסד על הקדמה אחת מבוארת בפלוספיה המדינית והיא האומרת שהמעשים יקנו תכונה ומדה קבועה בנפש וכ״ש שיחזקו אותה אם היתה קנויה בשכבר. וכאשר נתיישבה זאת ההקדמה אומר שאין ספק שעם היות אברהם גם קודם מעשה העקידה יראת הש״י על פניו הנה גם אחר המעשה נתחזקה בנפשו היראה והוסיף בה מדרגה. ולזה הוא מבואר שלא היתה המדרגה הזאת קנויה לו קודם המעשה. וכאשר היה זה כן והיה אמרו ירא אלהים הכוונה במדרגה ידועה אצל השם הנה יתאמת אמרו כי עתה ידעתי כי ירא אלהים אתה וזה שקודם המעשה ההוא לא היה באותה המדרגה שכוון בה באמרו כי ירא אלהים אתה. ולזה לא היה איפשר שהיה נודע לו הדבר כחלוף מה שהיה אבל היה נודע אצלו קודם לכן שיהיה ירא אלהים במה שיבא עם היות שלא נמצא עדיין במדרגה ההיא כי ידיעתו יתברך במה שלא נמצא הוא דבר מחוייב בהכרח והוא העניין הב׳. ואולם הג' והוא ידיעתו יתברך בחלקי האפשר ר״ל ידיעת הגעת החלק האחד מבלתי שישתנה טבע האפשר הוא מבואר לפי חיוב התורה. וזה שאם היתה ידיעתו יתברך מכרחת החלק ההוא הנודע אצלו הנה לא תפול הצואה במצות ובאזהרות התורה כי אין דרך לצואה למצווה אלא כשהונח המצוה רצוני לא אנוס ולא מוכרח וזה מבואר בעצמו אם שיהיה המאמר סותר נפשו וזה שאם היתה ידיעתו מכרחת החלק האחר הנה הוא אם כן בלתי אפשר וזה שהאפשר שימצא ושלא ימצא. ואם היה החלק האחר מוכרח הנה הוא בלתי איפשר וכבר הונח אפשר א״כ יחוייב שלא תהיה ידיעתו בהגעת החלק האחר מכרחת טבע האפשרות והוא העניין הג' והנה התבאר אלו הג׳ עניינים במזמור ההוא שקדם זכרו בשלמות כי העניין הראשון התבאר בתחלת המזמור כמו שקדם. ובסופו באמרו לא נכחד עצמי ממך אשר עשתי בסתר רקמתי בתחתיות ארץ גלמי ראו עיניך ועל ספרך כלם יכתבו ימים יוצרו ולא אחד בהם ולפי שהמסורת לא באלף והמקרה לו בוי״ו יש לדרוש שניהם הנה המסורת נדרש לפניו ושב אל לא דנכחד ירצה כי אחד בכל הפרטים שזכר לא נכחד ממנו והמקרא נדרש לעצמו לומר שבבחינתו עם רבוי הידיעות ההם הוא אחד בהם אמנם בבחינתו אמרו אחר כך ולי מה יקרו רעיך אל וגו׳ הנה שבאו רבוי הידיעות בדקדוק פרסום בבאור מזמור ההוא והוא העניין הראשון ואמנם ידיעתו במה שלא נמצא הנה נרמז באמרו כי אין מלא בלשוני הן י"י ידעת כלה. ירצה המלה שאני עתיד לדבר אינה עדיין בלשוני כלומר שלא אזכרה ואתה ידעת כולה הנה זה יורה על ידיעתו בעתיד הוא העניין הב׳ ואולם הג׳ והוא שלא תהיה ידיעהתו מכרחת האפשר הוא מבואר בעצמו למה שהמזמור הזה יראה מיוסד על התנצלותו מהימים אשר היה מתחבר אל אנשי דמים ומרי נפש וכל איש אשר לו נושה ולזה היה מסדר שבחי האל ית׳ בעניין ידיעתו לומר שהיה יודע חדרי לבבו ומצפוני רעיוניו ועל צד השיר התחיל אמר י"י חקרתני ותדע [כאלו חוקר ודורש לבדוק ענינו] וכבר ידעו קודם לכן ירמוז אל מה שהוא אמת בעצמו שידיעתו קדומה בלתי מתחדשת והפליג לספר פרטים על זה ותכלית כל זה התנצלותו והוא אמרו אם תקטול אלוה רשע ואנשי דמים סורו מני. כלומר אם תקטול רשע בדינו ירמוז אל שאול או אל אחיתופל הנה הייתי אומר לאנשי דמים סורו מני וכ"ש שלא הייתי מתחבר עמהם וכל זה גלוי לפניך ולזה חתם ואמר חקרני אל ודע לבבי ונחני בדרך עולם כלומר שתהיה השגתו בדרך עולם שהיה הולך בו ואם הנגלה ממנה לא היה ראוי ולזה הוא מבואר שאם היתה ידיעתו מוכרחת לא היה צריך ליתנצלות. התבארו א״כ הג׳ עניינם במזמור הזה והוא המכוון בפרק הזה.

    Önceden geçtiği gibi açıktır ki Tora’yı veren ve onu düzenleyen yüce Tanrı’nın, emrettiği ve düzenlediği şeyi bilmesi zorunludur. Fakat O’nun bilgisinin tarzı konusunda yorumcular büyük ayrılığa düşmüşlerdir. Tora’nın köklerine göre bu konuda kabul etmemiz gereken üç nokta vardır. Birincisi, O’nun bilgisinin sonu olmayanı kuşatmasıdır. İkincisi, O’nun henüz var olmayan şeyi bilmesidir. Üçüncüsü, yüce Tanrı’nın, olanaklı olanın taraflarını bilmesi ve bunun olanaklılığın doğasını değiştirmemesidir. Bunun Tora’mızın köklerine göre zorunlu oluşu nasıl açıklanır? Şöyle derim: Birinci nokta, Tora’dan açıkça anlaşılır; çünkü yüce Tanrı’nın tekil şeyleri kavradığı orada görülür. Bu, hem Tora’da gelen anlatılar bakımından, hem tekil mitsvalar bakımından, hem vaat ve bildirimler bakımından, hem de gelenek bakımından böyledir. Gerçekten de bu konuda birçok ayet gelmiştir: HaŞem bütün kalpleri araştırır ve düşüncelerin her tasarımını anlar. “HaŞem, beni araştırdın ve bildin” diye başlayan mezmurda, O’nun bilgisinin tekil ayrıntıları kapsadığı geniş biçimde anlatılır. Bütün mezmur bunun üzerine kuruludur; yani O’nun tekil ayrıntıları bildiği ve kavradığı anlatılır: “Oturmamı ve kalkmamı Sen bildin; düşüncemi uzaktan anladın. Yolumu ve yatışımı ölçtün; bütün yollarıma alışkınsın.” O mezmurda devam eden diğer ayetler de, O’nun tekil ayrıntıları en ince kesinliğine kadar kavradığını gösterir. Bu ortaya çıktıktan sonra, tekil ayrıntıların sonu olmayan nitelikte olduğu da açık olduğuna göre, yüce Tanrı’nın bilgisinin sonu olmayanı kuşatması zorunlu olur. Birinci nokta budur. İkinci nokta, yani yüce Tanrı’nın henüz var olmayan şeyi bilmesi, Tora’da ve peygamberlerde, o sırada henüz var olmayan şeyler hakkında gelen vaat ve bildirimlerden açıktır. Gerçi Tora’da, bilginin sonradan meydana geldiğini gösterir gibi görünen bazı ayetler vardır. Örneğin: “İnip göreceğim; Bana gelen feryatlarına göre tamamen yaptılar mı, yoksa bilmeyeceğim.” Fakat bilgelerimiz, hatıraları bereket olsun, buna benzer yerlerde Tora’nın insan diliyle konuştuğunu açıklamışlardır. Hele zaten var olan bir şey hakkında, onun Tanrı’dan gizli olduğu ve sonra Tanrı’da yeni bir bilginin meydana geldiği düşünülemez. Aksine bu, peygamberlik görünümü içindedir ve insan dili kullanılmıştır. Fakat Akeda olayında uyanıklık durumunda söylenen “Şimdi bildim ki sen Tanrı’dan korkansın” sözü, güvenilir gelenekte geldiği üzere, bana göre basit anlamıyla alınmalıdır. Bu söz, siyasal felsefede açık olan bir öncüle dayanır: Eylemler ruhta sabit bir nitelik ve ölçü kazandırır; hele bu nitelik önceden kazanılmışsa, onu daha da güçlendirir. Bu öncül yerleşince şöyle derim: Avraam’da, Akeda eyleminden önce de HaŞem korkusunun bulunduğunda şüphe yoktur. Fakat bu eylemden sonra korku onun ruhunda güçlenmiş ve onda bir derece daha artmıştır. Bu nedenle, bu derecenin eylemden önce onda kazanılmış olmadığı açıktır. Böyle olunca, “Tanrı’dan korkan” ifadesiyle HaŞem’in bildiği belirli bir derece kastedilmişse, “Şimdi bildim ki sen Tanrı’dan korkansın” sözü doğrulanır. Çünkü o eylemden önce, “sen Tanrı’dan korkansın” sözünde kastedilen bu derecede değildi. Bu yüzden, Tanrı’nın şeyi olduğundan farklı şekilde bilmiş olması olanaklı değildir. Aksine, onda henüz o derece bulunmasa bile, ileride Tanrı’dan korkan biri olacağı daha önce Tanrı katında biliniyordu. Çünkü yüce Tanrı’nın henüz var olmayan şeyi bilmesi zorunlu bir şeydir. İkinci nokta budur. Üçüncü nokta ise yüce Tanrı’nın olanaklı olanın taraflarını bilmesidir; yani olanaklı olanın bir tarafının gerçekleşeceğini bilmesi, olanaklılığın doğasını değiştirmez. Bu, Tora’nın zorunlu kıldığı şeye göre açıktır. Çünkü eğer yüce Tanrı’nın bilgisi, O’nun bildiği o tarafı zorunlu kılsaydı, Tora’nın mitsvalarında ve yasaklarında emir anlamı kalmazdı. Çünkü emir ancak emredilen kişi irade sahibi ve zorlanmamışsa anlam taşır. Bu kendiliğinden açıktır. Aksi durumda söz kendi kendisiyle çelişir. Çünkü eğer Tanrı’nın bilgisi bir tarafı zorunlu kılıyorsa, o taraf artık olanaklı değil demektir. Oysa olanaklı olan, var olması da var olmaması da olanaklı olandır. Eğer bir taraf zorunlu olmuşsa, artık olanaklı değildir. Fakat onun olanaklı olduğu varsayılmıştı. Öyleyse, Tanrı’nın bir tarafın gerçekleşeceğini bilmesi, olanaklılık doğasını zorunlu kılmaz. Üçüncü nokta budur. Sözünü ettiğimiz mezmurda bu üç noktanın tamamı açıklanmıştır. Birinci nokta, daha önce geçtiği gibi, mezmurun başında açıklanır. Sonunda da şöyle denir: “Özüm Senden gizli değildi; gizlide yapıldığımda, yerin derinliklerinde işlenip örüldüğümde. Gözlerin ham durumumu gördü; hepsi kitabına yazıldı; günler biçimlendirildi, onlardan biri yokken.” Geleneksel yazımda “lo” alefli yazılışla, okunuşta ise “lo” vavlı okunuşla bulunduğu için, ikisini de yorumlamak gerekir. Yazılış, kendisinden önceki “gizli değildi” ifadesine döner; yani sözünü ettiği bütün tekil ayrıntılardan biri bile O’ndan gizli değildi. Okunuş ise kendi başına yorumlanır: Çok sayıda bilgiye rağmen, O’nun açısından bunların içinde O birdir. Bununla bağlantılı olarak sonra “Bana gelince, düşüncelerin ne kadar değerlidir, Tanrı” denmiştir. Böylece o mezmurda bilgilerin çokluğu açık ve ayrıntılı biçimde gelmiştir. Birinci nokta budur. O’nun henüz var olmayan şeyi bilmesine gelince, bu şu sözde ima edilir: “Dilime henüz bir söz gelmeden, işte HaŞem, Sen onun tamamını bilirsin.” Yani söyleyeceğim söz henüz dilimde değildir; onu henüz hatırlamamışımdır, fakat Sen onun tamamını bilirsin. Bu, O’nun geleceği bildiğini gösterir. İkinci nokta budur. Üçüncü nokta, yani O’nun bilgisinin olanaklı olanı zorunlu kılmaması da kendiliğinden açıktır. Çünkü bu mezmur, David’in kan dökücü kişilerle, ruhu acılaşmış kimselerle ve alacaklısı olan herkesle bir arada bulunduğu günler hakkındaki savunması üzerine kurulmuş görünür. Bu nedenle o, yüce Tanrı’nın bilgisini öven sözleri düzenler; Tanrı’nın kalbinin odalarını ve düşüncelerinin gizli yerlerini bildiğini söyler. Şiir diliyle şöyle başlar: “HaŞem, beni araştırdın ve bildin.” Bu, sanki O yalnızca onu araştırıp durumunu denetliyormuş gibidir. Oysa Tanrı bunu daha önce de biliyordu. Bu, özü bakımından doğru olan şeye işaret eder: O’nun bilgisi öncesizdir, sonradan meydana gelmez. Mezmur bu konuda birçok ayrıntı anlatır ve bütün bunların amacı David’in savunmasıdır. Gerçekten de şöyle der: “Tanrı, keşke kötüyü öldürsen; ey kan dökücü adamlar, benden uzak durun.” Yani eğer Tanrı kötüyü hükmüyle öldürürse —bu Şaul’a ya da Ahitofel’e işaret eder— ben kan dökücü adamlara “benden uzak durun” derdim; onlarla bir arada bulunmam ise zaten bu olmazdı. Bütün bunlar Senin önünde açıktır. Bu nedenle mezmuru şöyle kapatır: “Tanrı, beni araştır ve kalbimi bil; beni sonsuz yolda yönlendir.” Yani Tanrı’nın kavrayışı, onun yürüdüğü sonsuz yol açısından olsun; her ne kadar dışarıdan görünen şey uygun görünmese de. Bu yüzden açıktır ki eğer Tanrı’nın bilgisi zorunlu kılıcı olsaydı, David’in savunmaya ihtiyacı olmazdı. Böylece bu mezmurda üç nokta da açıklanmış oldu. Bu bölümde amaçlanan şey budur.

Hebrew: Vienna, 1859 · Public Domain

English: Ohr Hashem; Translated to Turkish by Gökhan (Aryeh) Duran, 2026 [tr] · CC-BY-NC

Texts from Sefaria.